31 Ocak 2026 Cumartesi
Bir Penguen için gerekçeler
Yıllar sonra "Dünya'nın Sonundaki Karşılaşmalar" adlı bir belgesel tekrar gündem oldu. Sebebi tüm sürü bir arada okyanusa doğru giderken, sürüden ayrılıp dağlara doğru tek başına giden bir penguenin yeniden viral olması. Nihlist penguenle ilgili herkesin aklında tek bir soru; NEDEN ?
İhtimaller mi daha fazla, insanın anlam arayışının, nerde neye anlam yükleyeceğini kestiremediğimiz belirsizliği mi?
Belki maceraperestin biriydi. Penguen dünyasının Martı Livingston'ı olmaya çalışıyordu.
Belki asla kendini affedemediği bir hata ile yüzleşmeye çalışyordu.
Belki atmosferde dolaşan bir radyo sinyalini penguence bir çağrı sanmıştı.
Belki de kendi topluluğuna ait değer yargıları sorguluyor, İnto the wild filmine ilham olan bir Christopher McCandless'ın bunalımını yaşıyordu.
Ya da niye bu kadar özel anlamlar yüklüyoruz
Bize bu penguenin kendi tercihi ile kolonisinden ayrıldığını düşündüren şey ne ayrıca.
Belki de onun kararı değildi bu.
Belki bir uyumsuzduu ve sosyal kabul görmediği için kovuldu.
Belki Penguen dünyasına ait olmayan zararlı fikirleri yaymak istediği için sürgüne gönderildi.
Belki beyninin yön bulmasına yarayan bölümünde ortaya çıkan bir tümör yüzünden aslında okyanusa gittiğini düşünerek ayrıldı gruptan.
Belki sadece nereye gittiğini farkedemeyecek önemli bir görme bozukluğu başlamıştı o anda.
Peki kendi sürüsünden hiçbir penguen umursamazken, biz konfor alanından çıkamayan milyonlarca insanı nasıl peşinden sürüklemeyi başardı?
Bilmem.
Bazı soruların cevabını siz de bilmezsiniz, penguen de... ama siz kalırsınız.
Ölen kedilerinizi cebinizde taşıyamazsınız
Kırılan bir şeyler var içimde. Tükenen bir şeyler var. Beni değiştiren, beni dönüştüren, çürüten... İçimde herkesten korumak için en derin karanlıklara sakladığım ve artık bıraktığım yerde bulamadığım bir şeyler var. Geç kalınmışlıklar, hesaplaşmalar. Ölü bir kedi, 13 yıldır çürümekte göğüs kafesimin içinde. Adı Müezza... Çürümüş leşinin kokusunu duyabiliyorum bazı gece yarıları ansızın uyandığımda.
İyileştiremediğim yaralar var, göğsümde. İyileştirmediğim, ama canımı acıtmasını umursamamayı öğrendiğim. Öğrenmek zorunda kaldığım. Çürüyen tüm vücuda yayılan bir yara. İçinde kurtçukların bir yumak halinde devindiği geniş bir morluk ve siyahlığın ortasında kan pıhtılarının, sarı irin ve iltihaba karıştığı, kötü kokular yayan koyu bir kırmızı, sulu bir yara...
Ne kadar sakınırsam saknayım, nereye gidersem gideyim, üzerini neyle kaplarsam kaplayayım varlığı bir kasvet gibi ortama çöken bir şey. Kiminle otursam, kimle konuşsam bir yerden çıkıp herkesi kaçıran bir lanet. Her şeyin güzel gittiği bir anda yaradan masaya dökülen kurtçuklar, kanamaya başlayan yara ve havayı kurşun kadar ağırlaştıran çürümüş bir kedi ölüsünün kokusu...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
