O yüzden modern sanat adı altında saçma sapan işler ve dünyada en entelektüel tiplerin anlayabileceği ayrıcalıklı bir şey gibi davranan tiplere de gıcık oluyorum içten içe. en popülerlerden biri kum dolu kovaları üst üste koyup deviren bir abi var mesela. duvara bantlanan muz mesela... bir de gerçekten insanı derin düşücelere sevk eden acayip işler var. 1960'larda ortaya çıkan body art diye bir akım var mesela. insanlar kendi bedenlerini, bedenleriyle olan deneyimlerini santın bir parçası haline getiriyorlar. saçma sapan işleri body art diye satanlardan bahsetmiyorum. İnsan ruhunun, davranışlarının bedendeki yansımalarına odaklanan işler. Nuri bilge filmleri gibi biraz.
Marina Abramovic ablamız bu işin önemli artistlerinden. aşrı narkozlu, nevrozlu bir ameliyat sonrası aklıma düştü. Şimdi acaba nerede, ne yapıyordur diye. Ulay abiye ayıp mı etti biraz. bilmiyorum. anlatacağım hepsini birazdan. İnsan ölüme yaklaştığını hissetiği anlarda hayatta yapamadığı şeyleri hatırlıyor, yarım bıraktıklarını, keşkelerini... Mesela 3 günlük koşuşturmacalı bir Hatay gezisi sonrası, istediğim bir çok yeri göremeden ayrılırken nasılsa bir daha geliriz demiştim 6 Şubat depremlerinden önce. Bir dahaki gelişimizde gideriz diye ertelediğim bir Ferhan Şensoy oyunu var mesela. Özkan Uğur ölmeden önce sırf yancı bulamadığım için gitmediğim hayatımın ilk MFÖ konseri var mesela. Sanırım asla gidemeyeceğim artık.
Yıllar önce gençlik yıllarında Cem Karaca konserine giden bir ablayla tanışmıştım Olymposta. Nasılda hayran hayran anlatıyordu. Şu an severek dinlediğin o ikonun gençken konserine gitmiş olmak. MFÖ gibi zamanının çok ötesinde işler yapan bir grup içinde yılar sonra anlatılacak bir anı olurdu. Olmadı. Mesela bir çoğumuz iyi bir Marina Abromovic performansını göremeden gideceğiz bu dünyadan. Kendisi 1946 Belgrad doğumlu. Uzun süredir sahnelerde değil. Meşhur "Rhythm 0" performansı hakkındaki bir yazıya, ilk kez üniversite zamanlarımda denk gelmiştim.
Rhythm 0, 1973-1974 yılları arası gerçekleştirilen 5 bölümlük bir serinin son performansı ve en ses getireni. Bu gösteride Marina, Napoli de bir sanat galerisinde üzerinde 72 parça malzeme bulunan bir masanın önünde duruyor. 6 saat boyunca galeriye gelen ziyaretçiler bu malzemeleri kullanarak Marina'ya istediklerini yapabiliyorlar ancak Marina hiçbir bedensel tepki vermiyor. Nesneler, özellikle hem haz hem de acıyı temsil eden objeler arasından seçilmiş. Bir gül, tüy, parfüm, bal, ekmek, üzüm, şarap, makas, neşter, çiviler, metal çubuk, bir tabanca ve bir mermi yer almaktaydı.
Gösteri başlandığında her şey sakindi. Bir ziyaretçi onu nazikçe çevresinde döndürdü. Biri kollarını havaya kaldırdı. Biri masadaki gülü verdi... Fakat saatler ilerledikçe insanların içindeki kötülük çıkıyordu ortaya. Önce biri ona biraz mahrem bir biçimde dokundu. Sonra sanki ilk kötülükten sonra tüm kötülükler meşrulaştı. Biri kafasında aşağı şarap döktü, biri yüzüne tükürdü, biri gülün dikenlerini tenine bastırdı. Üçüncü saatte, tüm giysileri neşterle, makasla kesilmişti, kırbaçlayanlar, üzerinde kibrit söndürenler... Dördüncü saatte ince bir kesikle boğazı kesildi ve biri kanını emdi. Vücudu üzerinde çeşitli küçük çaplı cinsel saldırılar gerçekleştirildi. Marina performansa öylesine kendini adamıştı ki öldürülmeye dahi karşı koymayacaktı. Bedensel bir tepki vermiyordu, ancak yüz ifadesinden anlaşılıyordu önce acısı, sonra öfkesi, sonra vazgeçişi ve merhamet isteyen bakışları, yalvarışları... Hepsini sadece gözlerine bakarak anlamak mümkündü.
Bu ifadeyi yüzünden okuyabilen izleyiciler arasında korumacı bir grubun oluşmasına yol açtı. Dolu bir silah Marina’nın başına dayandığında ve parmağı tetiğe doğru yönlendirildiğinde, seyirciler arasında bir arbede çıktı. Marinayı korumak için etrafını çevirdiler, biri gözyaşlarını sildi önce, biri parçalanan kıyafetlerini üzerine çekerek mahrem yerlerini örtmeye çalıştı. biri yüzünü temizledi mendiliyle...
6. saatin sonunda performans sona erdiğinde insanlar hiçbir şey demeden alkışlamadan uzaklaştılar. Sanki biraz önceki cinnetin seebi değillermiş gibi. Tüm o kötülükleri başkası yapmış gibi. Marina performans bittiğinde hiç beklenmeyen bir şekilde sanki tüm biraz önce olanlar bir oyun gibi döndü.
Yıllar sonra şöyle diyordu. Performans sırasında ben ben değildim. performansın bir parçasıydım, oyuncuydum. Rol yapmıyordum ama eserdim, gerçeği anlatan bir eser. Acı çeken, öfkelenen, merhamet dileyen bir eser. Hissettiğim şeyler gerçekti ama gösteri bittiğinde tüm o yaşananlardan kendimi sıyırıp yine ben olarak döndüm. O acıları yaşayan kişi eserdi, bense Marinaydım. Fakat insanlar, belli ki o işkence ve cinnetin hiçbir anında performansın parçası değillerdi. Çünkü bittiğinde de hala suçluluk duyuyorlardı. Yüzüme bakamıyorlardı. Galerinin salonunda kalamıyorlardı, dekorlar toplanırken hızlıca uzaklaşıyorlardı.
Biraz mazoşistçe gelebilir ama beni etkilemişti nedense. İnsanın içindeki kötülüğü ortaya çıkaran gerçek bir performans. Dönemine göre entelektüel sanatsever o adamlar o kadınlar bir süre sonra sırf psikopatça zevklerini tatmin etmek için bir kadının boğzını kesebiliyor, onu aşağılayabiliyor, bedeni üzerinde iktidar kurabildiğince içlerindeki canavar tasmasını koparıyor. Sahe erdemleri buharlaşıyor. aslında herkes ilk taşın atılmasını bekliyor. herkes o ilk günahın işlenmesini, herkes ötekinin kötü olduğunu göstermesini bekliyor. Kötü olmanın içselbir erdemden çok toplumsal bir çekince olduğunu gözler önüne seren daha iyi bir sanat eseri görmedim ben. Çünkü başta iyi(!) olan herkesin maskesi 6 saat içinde düşüyor. Kimse iyi olduğu için iyilik yapmıyor. Kötülük yaptıklarında yargılanmaktan çekiniyor. Ne zamanki toplum onları yargılayamayacak kadar kötülük dolu bir hale geliyor, ne zaman herkes en az kendi kadar kötü olup onu yargılayamayacak hale geliyor insan o zaman içindeki yabani hayvanın tasmasını tutmaktan vazgeçiyor. Yoksa kimsenin yüreğince narin bir güvercin taşıdığı yok.
Marina ablanın bir diğer bilinen performansı, A minute of Silence. Bu yazının da konusu ama çenem düşünce biliyorsunuz beni. Muhtemelen sadece en alttaki videoyu bıraksam da olurdu ya. Neyse.. Romantik reels sayfalarında yüzlerce editlenmiş versiyonu paylaşıldı. Düşmüştür belki önünüze. Gerçi A minute of silence'dan önce başka bir performansa değinmem gerek; The Lovers of the great wall.
Marina abla bu Rythm serisini yaptığı yıllarda yine kendisi gibi body art performans sanatçısı olan bir sevgilisi var, Ulay. O zaman sanat çevrelerinde çok sevilen örnek bir çift. Bir çok ortak performansları ile insanın fiziksel sınırlarını ve iç dünyasının en derinlerinde sınırlarını zorluyorlar. Doğum günleri bile aynı. 12 yıl devam eden bir birliktelikleri var. Çin seddinin iki ucundan yürümeye başlayıp ortada kavuştukları, sevgiyi, kavuşmayı özlemi yücelten o anki duygulara odaklanacak bir proje üzerinde çalışıyorlar. Projenin adı: The Lovers of the great wall. 12 yıldır birbirlerinden bir gün bile ayrı kalmayan bu çift projeye göre Çin Seddi'nin iki ucundan tek başlarına yürümeye başlayacak. Zorlu coğrafyalardan, dağlardan tepelerden, dondurucu soğuktan, kavurucu güneşten sonra kavuşacaklar. Yol boyunca birbirlerinin coğrafi koşullar ve yalnızlık duygusu ile birbirlerinin fiziksel ve manevi varlıklarının kıymetini daha iyi anlayacaklar ve bu artan duygu yoğunluğu kavuşma anında bir zirve yapacak. İnsanlara göstermek istedikleri tam da bu. 90 gün boyunca uçsuz bucaksız coğrafyada Çin Seddi üzerinde tabiri caizse kendi benliklerini kazıya kazıya çıkardıkları o duyguların filtresiz bir şekilde insanlara ulaşması... ancak heyhat ironiye bak. Bu aşkı kutsayan performans aynı zamanda ayrılığın da sebebi olacak.
Proje ile gaza gelen Ulay'ın aklına bir adım ileri gitmek geliyor. M0adem aşkı sevgiyi bu kadar kutsayan bir iş , finalde tam Çin Seddinin ortasında bir evlilik... Marina, Ulay'a aşık fakat evliliğe sıcak bakmıyor, bu teklifi ve dolayısı ile evlilik teklifini reddediyor. Ulay reddedilişi kabullenemiyor ve ayrılıyorlar. Fakat izinleriydi, hazırlıktı yıllar süren projelerine de devam etmeye karar veriyorlar. Sonuçta istedikleri şey; zorlu fiziki şartlar, özlem, insanın içsel yolculuğuna rehberlik eden o tek başına çıkılan yolculuk hali ile iyice seyreltilen, arındırıldıktan sonra iki insanın birbirine olan duyguların insanlara ulaşması. Bu bir veda da olabilir, bir kavuşma da.. Onu kadere bırakıyorlar. Yolculuk sonunda ne hissederlerse öyle olacak.
Yola çıkılıyor. Yıl 1988 her ikisi de Çin seddi'nin iki ucunda başlayarak 90 gün boyunca yürüyorlar.
Finalde buluşuyorlar, ancak kavuşmuyorlar. Birbirini çok seven ancak ilişkinin o kırılmadan sonra devam da edemeyeceğeni anlayan ikili, hepimizin içini dağlayan bir veda ile son kez sarılıp ayrılıyor ve o günden sonra bir daha görüşmüyorlar, kendi hayatlarına, kendi yollarında devam ediyorlar. İçlerinden atamadıkları o duygulardan, dolayısı ile birbirlerinden kaçıyorlar yıllarca.
Her ikisi kariyerlerine performanslarına farklı mecralarda devam ediyor. Ancak belli ki bilinçli bir şekilde bir araya gelmekten, bir adım atmaktan çekiniyorlar. Ta ki 2010'a kadar.
Marina hiç tanımadıkları insanların bir masada kendisinin karşısına oturduğu bir dakika boyunca hiçbir mimik, temas, konuşma olmaksızın birbirlerinin gözlerine bakarak birbirlerinin hislerine, duygularına odaklandıkları bu yolla kendi duygularına, hislerine yönelmelerini amaçlayan ve bunun kayıt altına alındığı bir performans organize ediyor. Performans başlıyor. Kare bir masa, bir tarafında kırmızı elbisesi ve yıllara meydan okuyan güzelliği ile Marina. Diğer tarafta ise boş bir sandalye ve zamanla gelip giden, değişen konuklar...
Marina gözleri kapalı önüne bakıyor. Konuk geldiğinde yavaşa gözlerini açıyor, başını kaldırıyor ve bir dakika boyunca bakışıyorlar. O arada Marina'nın aklından ne geçiyor, ne kurguluyor, orada oturan Marina'mı yoksa Marina ile kendini izole etmiş bir eser mi yine bilmiyoruz. Ancak karşısına oturan insanların yüz ifadelerinden çeşitli duygu durumlarda gezdikleri anlaşılabiliyor. Kimi gözler benzettiği biri ile kurduğu ilişki ile geçmişte geziniyor, kimi gözler o anın dışına çıkamamış gülmemek için kendini tutuyor, kimi gözlerde anlam arayan bir ifade.
Bir dakikayı doldurduktan sonra ziyaretçi kalkıyor. Marina gözlerini kapatıp, başını önüne eğiyor ve bir sonraki ziyaretçiyi bekliyor.
Bir sonraki ziyaretçi gelmiş, Marina gözlerini aralıyor. başını hafifçe kaldırıyor. Ulay... 22 yıl sonra. Çin seddi'nin ortasında son kez sarılıp ağlayarak veda ettiği o adam.
O anda Marina da eserin bir parçası olmaktan çıkıyor. Performans bitiyor. Sahne yine 22 yıl önce sergilemek istedikleri o performansa dönüşüyor, iki aşığın duygularını filtresiz bir biçimde izliyor insanlar. Gözlerinden, yüzlerinden bütün düşünceler okunuyor. Marina'nın gözleri Ulay'ı görür görmez ışıldıyor. Yüzündeki tebessümü saklayamıyor. Geçen yılların Marina'nın gözlerinden tekrar akıp gittiğini görebiliyorsunuz. Ulay'ın yüzündeki kırışıklılara, beyazlayan saçına nasıl da derin derin bakıyor. Bir ara yüzündeki tebessüm kayboluyor. Adeta geçen yılların hesabını soruyor Ulay'a. Ulay'ın yüzünde garip bir mimik beliriyor bir iki kez, "başka türlü olabilirdi" diyor sanki, bir pişmanlık, öyle olmasını ben de istemedim der gibi... Derin bir of çekiyor. Bir şeyler anlatır gibi. af diler gibi, özlemiş gibi, zamanı geri getirmek ister gibi. Sonra
yeniden Marina'nın yüzü yeniden ışıldıyor ve dayanamıyor. Uzanıp ellerini tutuyor Ulay'ın. İkisinin de yaşlar boşanıyor gözlerinden. dünyanın en uzun bir dakikası yaşanıyor orada. Ulay bir şeyler mırıldanıyor anlaşılmaz. Bir dakika doluyor. Marina ellerini çekiyor usulca, Ulay'ın elleri masada bomboş kalıyor bir süre. Sonra o da çekiyor ellerini. Süre doluyor Ulay kalkıp ayrılıyor oradan yarım kalan bir vedayı tamamlar gibi. Marina gözyaşlarını siliyor elleriyle, eksik kalan bir vedayı tamamlar gibi.
Sonrasını bilmiyoruz. Ulay 2020 de vefat etti. Marina çok istemesine rağmen covid salgını nedeniyle cenazesine katılamadı.




